az eşyalı bir evin sonsuz huzurusun sen benim için ankara,
yarım bırakılmış bir kitabın sonsuz huzursuzluğusun.
hem boşluk, hem sonsuzluksun.
boşluktan sonsuzluk yaratmak bir nevi,
hani daha önce de anlatmıştım ya,
kağıdı rengarenk boyamak, sonra üzerini siyahla,
en sonda bir rotringin incecik ucuyla siyahı kazıyıp renkler çıkarmak.
sen işte o resimsin.
bu durumda senden başkasına soramam bu soruları ankara.
sorarım sormasına da,
güvenemem senden başkasının cevaplarına.
parkta pamuk helva satan o kadın bilerek mi pamuk helva yerine “pambık helva” diyordu?
“pamuk hevla” deseydi kuşkulanmazdım, ve bu soruyu sormazdım
”pambık helva” deseydi de sormazdım.
ama her şey aynı anda yanlış olabilir mi ankara?
kelimelerin hepsi birden yanlış olabilir mi?
kafadan atmış bile olsan onca cevabının hepsi yanlış çıkmış olabilir mi?
ben olamaz demiştim ilkin.
nolur babam sonsuz yaşına kadar yaşasın diye gözyaşı döken bir çocukla,
nolur babam bu gece ölsün diye döken aynı gözyaşını bir başka çocuğun aynı anda var olduklarını bilmesem farklı olurdu belki de cevabım.
ikisinin de babaları ölünce deliler gibi ağlamaları var bir de.
ikisinin de kör olmaları.
ikisinin de sabunluyken ağlamaları.
aynı anda ama.
İKİSİNİN DE!
babam ölsün diye dualar edenin daha çok ama.
nokta kadar küçük gözüken bir uçağın kayan bir yıldız olduğunu söylediğimde gözleri parlayan 3 yaşındaki kuzenimin payı vardı belki bu cevabımda.
“uçak o geçen sen de!” diye açıklama yapan ve dileğimi kursağımda bırakan bir yetişkin olsaydı o gün yanımda yine farklı olurdu belki de cevabım.
böyle şarkılar olmasa ya da,
dünya üzerinde her şeyden çok değer verdiğim bir insanın 20 sene önce bugün doğmuş olduğunu bilmesem belki de silgiyi kaptığım gibi şu dakika değiştirirdim cevabımı.
ama değiştirmeyeceğim.
cevap anahtarım sensin bu gece ankara.
sen ne dersen o olacak.
ilk sorunun cevabını versen yeter,
hani şu pamuk helvalı olan.
o hepsini fazla fazla açıklıyor zaten.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder