merhaba,
beni biraz tanıyorsunuz. ben biraz herkesim çünkü. şeyden biliyorsunuz beni canım işte:sıradan.
merhaba,
beni biraz tanımıyorsunuz. ben biraz da hiç kimseyim çünkü.
şimdi hani siz beni biraz tanımıyorsunuz ya, gelin şu birazı birazcık yapalım ve ben size biraz kendimden bahsedeyim. sonra biraz sevgiden.sonra biraz da sevgiyle benden.
sevginin tam kulak hizasında küt kesilmiş dümdüz saçları var.saçlarının ayrımı sağ taraftan.sol yanağının çenesine doğru biraz aşağısında sadece benim farkedebildiğim ufacık ve çok derin olmayan bir gamzesi var. kocaman koyu kahverengi gözleri minicik de bir ağzı. bir görseniz sevgiyi, tıpkı animelerden fırlamış gibi.çarpıcı bir güzelliği yok öyle.
siz siz olun çarpıcı bir güzelliği olmayan her şeyiyle nev-i şahsına münhasır kadınlara çarpılmayın kardeşlerim.
ben size kendimden bahsedecektim değil mi?
portakalı ve elmayı daima kabuklarını parçalamadan soyan kendimden.eğer o kabuklar hafazanallah soyarken kopup parçalanıverirse başka birine dönüşüverecekmiş gibi tedirgin olup ertesi gün karşılaşacağı bütün talihsizlikleri parçalanan kabukla açıklayan ve tüm bunlardan sonra inanması çok güç olsa da en sevdiği yazar dostoyevski olan kendimden.
boşverin şimdi bütün bunları.
meyve kabuklarını parçalamadan soyabiliyor olmam ve işaret parmağım dışında bir numaram yok benim.
işaret parmağım konusunda daha açıklayıcı olmak isterdim ama sevgi bir mektup bile yazmadan gitti.
ben sizi sadece gecikmiş ankara treniyle giden kadınlara karşı uyaracağım şimdi.
gecikmiş ankara treniyle gelenler hakkında bir şey söylemek zebercet dururken bana düşmez .
ama size şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki kardeşlerim,
gecikmiş ankara treniyle ‘giden’ bütün kadınlardan uzak durmalısınız.
evet isimleri sevgi olmayanlardan bile.
işaret parmağınızı avucunda sımsıkı tutan ve öylece uyuyakalan kadınlardan uzak durmalısınız kardeşlerim.
çilek reçeli dururken tutup da ben en çok ayva reçelini seviyorum diyen
portakal ve mandalina kabuklarını katalitik sobada yakıp bütün odayı turuncu bir kokuya gark eden sonra da size böyle şarkılar dinletip
“bazı kokular bazı şarkılarla çok yakışıyor” diyen kadınlardan uzak durmanızı rica edeceğim sizden.
sakın yanlış anlamayın sadece iyiliğiniz için.
sizi saatlerce turgut uyar’ın edip cansever’den daha iyi bir şair olduğuna ikna etmeye çalışan ve fikriniz ne olursa olsun değişmediğinde sizinle tam bir saat boyunca küs kalan kadınlardan şiddetle uzak durun size tavsiyem.
ben söylenmemiş çok fazla sözü olan bir adamım kardeşlerim.
ve sevgi söylenmiş çok fazla sözü olan bir kadındı.
eğer sevgi söylenmiş sözlerinin bir kısmını bana verseydi ve ben söylenmemiş sözlerimin bir kısmını ona,
sanırım sevgi gecikmiş ankara treniyle gitmiş olmazdı kardeşlerim.
size tavsiyem bitter çikolata seven ve sütlü çikolatayı daha çok sevdiğiniz için damak zevkinizi hafife alıp çikolatadan anlamadığınızı ima eden kadınlardan uzak durmanızdır kardeşlerim.
size tavsiyem katalitik sobayı yatırıp üzerine kestane dizen ve evde ses olsun istediği zamanlarda dvd’ye jules et jim’i takıp karşısında size siz lacivert istediğiniz halde bordo bir atkı ören kadınlardan uzak durmanızdır kardeşlerim.
sizin üç günlüğüne evde olmamanızdan istifade edip salonunuzu kendi evindeki gibi turkuaza, salondaki iki parça mobilyayı ve tahta iskemleleri de beyaza boyayan ve duvarlarınıza irili ufaklı beyaz bulutlar konduran ”bak artık sahiden de aynı gökyüzüne bakacağız” diye bir de not bırakan kadınlardan şiddetle uzak durun size tavsiyem.
elma soyacağım siz de ister misiniz kardeşlerim?
karışmayın, artık böyle!
kabuğun parçalanmış olmasını amma dert ettiniz kendinize.
ben bile umursamıyorken.
telaş etmeyin ufak bir kesik sadece.
işaret parmağıma kaçırdım meyve bıçağını yanlışlıkla.
boşverin şimdi beni,
meyve kabuklarını parçalamadan soyması ve işaret parmağı dışında hiç bir numarası olmayan bir adam bile değilim artık ben.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder